XVII. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en belirgin özelliklerini taşıyan
İskender Efendi Konağı Osmanlı mimarisinin ve kültürünün ince hat
sanatını yansıtan yegâne ve tek eserdir.

“Kebapçı İskender® Kültürü” projesi, üçüncü kuşak torun Süleyman
oğlu Yavuz İskenderoğlu’nun 1997 yılından 26 Temmuz 2003’e kadar
süren altı yıllık emeğinin ürünü olup, yaklaşık 150 yıllık
kültürümüz anısına, eski değerlerimizle gelecek nesiller arasında
köprü kurmak amacı ile tarihe sadık kalınarak inşa edilmiştir. Proje
iki ana yapıdan oluşmaktadır. Bu yapılardan birincisi, 19.yy Kayhan
Çarşısı’ndaki kebapçı dükkanının aynısı baz alınarak yapılan,
“Kebapçı İskender® Dükkanı”. Açık mavi konsepti, çivisiz inşa
tekniği uygulaması, kurumsal ilkelerini temsil eden türkuaz mavisi,
Kebapçı İskender® Papatyaları, 150 yıllık tat, çeşni ve sunuşu ile
franchise’ı gerçekleştirilecek olan bu uygulama, Botanik Parkı’ndaki
projenin birinci ayağını oluşturuyor.
Diğeri ise daha önce Bursa merkezindeki İskender Efendi’nin
konağı olup, rölevesi ve yaşamış eşyaları da aktarılmak suretiyle
17.yy döneminin malzeme ve yapım usulü ile yeni yapılan “İskender
Efendi Konağı”dır. Bu bina bir restorasyon çalışması değil,
restitüsyon çalışmasıdır.

Konak girişindeki çift kanatlı büyük ahşap kapı Bursa yeşil
camiinin giriş kapısının birebir kopyasıdır ve güneydoğulu
hattatlara yaptırılmıştır. Giriş’teki Kebapçı İskender® tabelamız
Dede İskender Efendi’nin kullandığı orijinal el yazması tabeladır.

Giriş tavanında bulunan Osmanlı kabartma motifleri, İskender
Efendi’nin 17.yy’ da ki konağından sökülüp monte edilmiştir.
Tabandaki çini karo döşemeleri, XVII. yüzyılda konaklarda
kullanılan çini karoların birebir kopyası olup, İstanbul
Ortaköy’deki dönemin son Ermeni ustalarına yaptırılmıştır. Karolar
tamamen el işçiliğiyle üretilmiştir. Karoların üzerindeki çınar
yaprağını andıran motifler Osmanlı güneşini simgeler.
Taşlık
bölümündeki taş duvarlar kaplama olmayıp birebir yontma ve kesme
usulüne göre hazırlanmış taşlardan inşa edilmiş olup birebirdir. Taş
duvarların arasındaki alttan ve üstten paralel olarak geçen kiremit
kuşaklar Osmanlı mimarisinin manevi özelliklerinden olup
depremlerde, yıkılmaları ve kırılmaları önleyen esneklik
şeritleridir. Taşlık bölümünde taş duvarları süsleyen aynalar 17.
yüzyıla ait orijinal taş aynalardır.
İkinci kat; Baş Oda, Divan Oda, Eyvan ve Sofa’dan oluşmaktadır.
Bu katta duvar harç ve sıvaları birebir “Horasan harcı”dır. Horasan
harcının özelliği; kireç eritilip süzüldükten sonra içine binlerce
yumurta akı kırılıp mayalanarak, sağlamlaşması için uzun süre
kuyularda bekletildikten sonra kullanılmasıdır. Eski dönemlerde
Horasan harcı ile kaplı konak ve binalarda yaşayan insanlarda,
harcın gözenekli ve hava alabilir özelliğinden dolayı romatizmal
hastalıkların görülmediği bilinmektedir. Ayrıca Horasan harcı ile
kaplı binalarda tavanlara bir file içerisinde deve kuşu yumurtası
asılarak buralarda örümcek ağlarının oluşumu da önlenmektedir.
Üst kata çıktığınızda eski konaklarda günlük yaşamda kullanılan
ve sofa adı verilen kısım mavi ve kırmızılı ilginç ışık ambiyansı
ile sizleri karşılamaktadır. Sofa bölümünde Osmanlı süsleme, bezeme
ve hat sanatının en ince ayrıntılarını görecek, bu renk cümbüşü ve
ambiyansının Osmanlı mimarisine yansıtılışına tanıklık edeceksiniz.
Sofa’daki halılar orijinal (Osmanlı döneminde genç kızların dokuduğu
el işi) cecimlerdir.

Eyvan bölümündeki cecim XVII. yüzyılda Ermeni genç kızlarının
dokuduğu orijinal Karabağ cecimidir. Cecim (halı) ortasındaki
türkuaz mavisi ile önem kazanır. Dönemin kökboyalarıyla elde edilmiş
bir renk olup aradan 1500 yıl geçmesine rağmen ilk günkü
canlılığından hiçbir şey kaybetmemiştir.
Baş Oda ve Divan Odasının arasındaki Eyvan girişini süsleyen
ahşap kemer adı Bursa ile birlikte anılan XVII. yüzyıl Bursa
kemeridir. Bursa’nın imparatorluğa başkentlik yaptığı dönemlerde
Osmanlı tahtlarının önünü süsleyen kemerin birebir kopyasıdır.
Örneklerini bugün Topkapı sarayında görmekteyiz. Eyvan bölümündeki
aynalı konsül orijinal olup künde karidir ve kök boyalarla
yapılmıştır. Koltuk ve masalar orijinaldir.
Divan Odası (Haremlik) bölümü ise XVII. yüzyıl Osmanlı
konaklarında (günlük yaşamda erkek ve kadınların birlikte oturmaları
yasak olduğundan) beyler Sofa’da otururken ve ziyafet verirken,
kadınların ayrı olarak oturduğu odadır. Çatı Harem odasına çıkış
kapısı bu odadandır. Kadınlar eğlenceyi seyretmek, genç kızlar
erkekleri (sözlü veya nişanlılarını) görmek için Haremlik bölümüne
çıkarlar, kepenk camların arkasından seyrederlerdi. Harem odasından
sofaya bakan pencere orijinal olup dışarıdan bakıldığında arkasını
göstermez. İçeriden bakıldığında ise net gösterir. XVII. yüzyıl
konak taş aynaları da günümüze kadar muhafaza edilmiş ender
parçalardandır.
Divan Odasından Harem’e çıkış bölümü yüklük görünümünde olup,
konağa yapılan ani baskınlarda (çete, düşman) bu bölüm konak
sakinlerinin çatıdan kaçış yeridir.
Divan Odasındaki şömine, imparatorluk dönemindeki askerlerin
muharebeye giderken taktıkları savaş başlığını simgeler.
Divan odası tavan motifi İsrail ve Yahudilerin simgesi olan Davud
yıldızına benzemekle birlikte aslında Osmanlı güneşidir ve Türklüğün
simgesidir. Türk nedir? Güneş oldu, yağmur oldu, fırtınalar esti,
şimşekler çaktı, bu toz bulutu ve fırtınadan sarı saçlı, mavi gözlü
bir çocuk çıktı. İşte Türk budur ve simgesi bu yıldızdır. Türklük
insanlığın var oluşuyla birlikte vardır ve Türkler İslamiyet’i
seçmeden yani müslüman olmadan önce şamandırlar. Güneşe inanırlardı.
İşte bu güneştir Türklüğü simgeleyen.
Divan Odası tavanı XVII. yüzyıl tavanlarının kopyası olup
tülbentle kaplıdır. O dönemde rüzgârlarla savrulan tozların tahta
aralarından sızmasını önlemek için, kolalı yemenilerle tavanlar
kaplanır ve toz sızıntısı önlenirdi.
Duvardaki kandillik o dönemdeki insanların elindeki kitap vs.
geçici olarak koyduğu bölümdür ve lazımlık diye adlandırılır.
Başoda sol üst köşedeki “Bismillahirrahmanirrahim” yazılı tablo
tam bir sanat eseridir. Dönemin son hattatlarından Suriye asıllı
Türk vatandaşı Hattat Ömer’e yaptırılmış olup yapımı on yedi ay
sürmüştür. Tamamen bir Osmanlı hat sanatı örneğidir. Yazılar balmumu
ve altın tozu karışımı olup yazının altındaki siyah fon Süleymaniye
Camiinin baca isidir. O dönemde bu isten mürekkep elde edilir ve
saraydaki yazışmalarda kullanılırdı. Mimar Sinan, bu camiyi inşa
ederken oluşacak isi içeriden çekmek için hava akımlarını hesaplamış
1300 kandilden çıkan isi, bu hava akımıyla camii giriş kapısı
üzerine yaptığı is toplama odasında toplamıştır. Bu is dönem-dönem
bu odadan sıyrılmış, içine belli oranda su katılarak ahşap küçük
fıçılara doldurulduktan sonra Hicaza giden develerin hörgüçlerine
asılmış. 180 gün boyunca deve hörgüçlerinde çalkalanarak, kendini
her türlü hava şartında (soğuk, sıcak) 5000 yıl gibi muhafaza eden,
silinmeyen bir mürekkep elde edilmiş olup padişah fermanlarında bu
mürekkep kullanılmıştır. Sarayın aynı zamanda Avrupa ve diğer
kıtalardaki krallara ve saraylara hediye olarak gönderdiği bir ürün
olmuştur.
Başoda sedir kumaşları birebir Bursa çatmalarıdır. Kumaşın
üzerindeki üç hilal Osmanlı imparatorluğunun döneminde üç kıtaya
hâkimiyetini simgeler ve bir söyleme göre padişah, “bu sedirde
oturmakla bizler üç kıtada oturuyoruz” mesajı verilir.
Başodada tavan tülbent olup tekne tavan diye adlandırılır.
Tamamen kök boyadır. Yapımı 3 yıl sürmüştür. Şömine yine
imparatorluk dönemindeki askerlerin savaşa giderken taktıkları
miğfer şeklinde tasarlanmıştır. Vitray camlar İstanbul Şehzade Paşa
camiinin camlarının aynısı olup müzeyyen sanatının bir örneğidir.
Başoda yüklük kapı kanatlarındaki süslemeler cennet ve cehennemi
simgeler. Selviler, Osmanlı minyatür sanatlarında yaşam ve sonunu;
tabut, sırat köprüsünü; ateş, cehennemi; çiçekler, cenneti; Allah
derki, “Ben kulumu dünyaya gönderdim yaşar, yaşar, yaşar ve sonunda
bana döner. İmtihan ederim. Günahları var ise, cehennemde bedelini
ödetirim, günahsız kulum ise, doğrudan cennetime alırım. Ama her
kulumu sonunda mutlaka temiz günahlarından arındırılmış bir şekilde
ebedi cennetime alırım. Hiçbir kulumu cennetimden mahrum bırakmam”.
Duvar aplikleri tasarımı Osmanlı minyatür ve süsleme sanatının
vazgeçilmez motifleri olan Allah’ı simgeleyen lale ve karanfil
motifleriyle işlenmiştir. Osmanlı Cam sanatında “Çeşmi Bülbül” diye
adlandırdığımız çalışmalardır. Çeşmi Bülbül cam sanatının özelliği
cam, iki kat olup lale ve karanfil desenleri iki katın arasındadır.
Cam eritilerek motifler işlenir.
Sofa ve odalardaki süpürgelikler bindirme ve ahşaptır. Bu Osmanlı
mimarisinin birebir özelliğidir. Başoda ve Divan odanın kapı
kolları, orijinaldir ve yekpare akasya ağacıdır.
Konakta taban tahta çivileri bire bir Osmanlı mıhıdır.
Tavanlardaki ağaç kirişlerde Osmanlı ensarilerinin özelliği, esneme
payının yüksek olmasıdır. Herhangi bir sarsıntıda veya depremde iki
ağacı birbirinden koparmayan ve kırılmayan özelliğe sahip
çivilerdir. Bu çiviler ve ensariler, demirci ustaları tarafından
günlerce ateşte dövülerek elde edilmiştir.
Günümüzde yakın geçmişteki Gölcük depreminde özensiz ve kalitesiz
malzemelerle yapılmış binaların çökmesiyle binlerce insanımızı
kaybettik. XX. yüzyılda bu felaketi yaşarken XVII. yüzyılda
Osmanlının insan yaşamına verdiği önemin görülmesi açısından önemli
unsurlardır.
İskender Efendi Konağı’nın dış cephelerinde de XVII. yüzyıl
Osmanlı mimarisinin özellikleri yansıtılmaktadır. Dikkat edildiğinde
çatıyı kaplayan kiremit önleri, tamamen çamurla kaplıdır. O dönemde
kuşların yanan harman yerlerinden yuva yapmak amacıyla taşıdıkları
yanan buğday saplarının, konağın yanmasına sebebiyet vermemesi
amacıyla bu yöntem uygulanmıştır.
Avluda havuz arkası duvardaki kitabeler orijinal parçalardır.
Girişteki havuz orijinal olup Bizans dönemini yansıtır.
İskender Efendi Konağı’nın yapımında; Türk, Musevi ve Ermeni
ustalar çalışmış olup bu inanılmaz güzellikteki eseri meydana
getirmişlerdir. Bu konağın yapımı 1997 yılında başlamış altı yıllık
yapım süresinden sonra 2003 yılında bitirilmiştir.
|